Ana Sayfa
Özgeçmiş | Kitaplar | Yazılar | Mühendislik Yayınları | İletişim
 

Oligarşi, sözlük anlamıyla "siyasi gücün az sayıda kişinin elinde toplandığı yönetim, aristokrasinin daralmış biçimi, takım erki" demek. Bu tanımıyla politik alana ait, dolayısıyla üst yapya dair bir kavramdır. Benim oligarşiden kastım kuşkusuz içinde politikanın da olduğu, ama yalnız onunla kalmayan, ekonomiyi ve bir homojenlik göstermesi açısından kültürü de içeren bir kavramdr. Böylece sadece üst yapıya dair olan değil, alt ve üst yapının iç içe bulunduğu daha kapsamlı bir içerikten bahsediyorum.

İnsan, alet (üretim araçları) ve üretim hakkındaki bilgisiyle birlikte üretim yapar. Bu üç ayrı unsurun toplamına üretici güçler diyoruz. İnsan üretim yaparken başka insanlarla da bir ilişki durumundadır. Bu da üretim ilişkileri olarak adlandırılır. Üretici güçler ve üretim ilişkilerinin oluşturduğu yapı ise üretim tarzıdır. Kapitalizm, feodalizm, kölecilik farklı birer üretim tarzıdır. Bütün bu alt yapının üstüne oturan bir de üst yapı vardır: Hukuk, politika, kültür vs. Bu iki yapı arasında sürekli olarak karşılıklı bir etkileşim, birbirlerini değiştirme ve dönüştürme ilişkisi vardır. Oligarşiyi bu kısa açıklamanın içinde, önemli oranda alt yapıdan beslenen ama sadece tek yönlü bir etkileşim içinde olmayıp üst yapının da alt yapıyı etkileyebildiği, karmaşık bir beslenme süreci içinde politik, ekonomik ve kültürel güç olan bir zümre olarak tanımlıyorum. İnsan doğacağı ortamı, aileyi, sınıfı, milleti, dini vb. doğuştan gelen özellikleri seçemez. Bütün bunlardan dolayı kimsenin bir artısı ya da eksisi olamaz, olmamalı. Doğuştan gelen ve insanın bir katkısı olmayan özelliklerden dolayı övünmek de yerilmek de anlamsızdır. Kitapta bahsedilen pek çok kişinin soyluluk merakı da saçmadır. Bir insanın soyluluğu kendisiyle başlar, kendisiyle biter. Üstelik insan dinini, milletini, cinsiyetini bir gecede değiştirebilir, ama ailesini hiçbir zaman, sınıfını ise ancak zamanla değiştirebilir. ...

Şimdiye kadar biz aslanların tarihini hep avcılar yazdı. Avcıların tarihini de yine avcılar yazdı. Bu kez de avcıların tarihini aslanlar yazsın istedim. Asılnda, yalıdakilerin tarihi üzerinden "anlatlan senin hikâyendir" ... Sen, yani istisnasız her dinden/ dilden/ etnisitiden/ mezhepten/ cinsiyetten/ ideolojiden/ siyasi görüşten olup da yalıda ve köşkte, konakta olmayan, hakkını alamayan, ürettiği halde yönetemeyen olarak "sen" ...

Bütün söylemeye çalıştıklarımı benim gibi adlandırmanız, benim gibi düşünmeniz gerekmiyor; hatta siyasi olarak tam zıt görüşlere de sahip olabilirsiniz. Ama bir "haksızlık" olduğunu kendi gündelik yaşamınızda bile görüyor ve buna bir itirazınız varsa sizinle aynı mahallenin, aynı semtin, aynı kasabanın, ayn köyün, aynı şehrin ve aynı değerlerin parçasıyız. Ben oligarşi diyeyim, siz haksızlık deyin ya da başka bir şey, terminoloji hiç nemli değil. (...)

Hukuk, yasa, adalet, bütün bunlar okullarda okutulan geometriye benzer biçimlerdir. Kağıt üstünde idealize edilmişlerdir. Bütün bu mantık ve hiyerarşi silsilesi, okullarda okutulan geometriye göre kurulmuştur. Okullarda okutulan Eukleides Geometrisi, kesin bilgiye tapan Platon'un idealarının matematiksel olarak simgeleştirilmesidir. Bu geometri görüneni, idealize edileni anlatır. Bu geometrinin bir faydası basitleştirmedir. Derine inmeyen, asıl gerçekliğe ulaşmaya ihtiyaç duyulmadığı zaman bir yaklaşık çözüm sunar. Demokrasi denen sistemlerde en bilinen hukuk kuralıdır: Yasalar önünde herkes eşittir. İşte bu Eukliedes Geometrisi'nin aksiyomlarından birisi gibidir. Böyle olmadığını aslında herkes pratikten bilir. İşte bu herkesin bildiği asıl gerçeklik de fraktal geometriye benzer. Aslnda var olanın gerçek bilgisidir.

 
Ana Sayfa | Özgeçmiş | Kitaplar | Yazılar | Mühendislik Yayınları | İletişim